Tiyatro Delisi

BURCU KARAKAYA

 

Ne yaz, ne kış, ne de bahar…

İlle de tiyatro mevsimi…

 

Her mevsimin ayrı bir güzelliği var elbet ama bilenler bilir ben en çok tiyatro mevsimini severim…

Çünkü bu mevsim benim için geleceğe umutla bakan türlü türlü nedenlerimin çoğaldığı, gördüğüm her yeni oyun haberiyle kalbimin kıpır kıpır olduğu anların başlangıcıdır.

Yeni bir oyun haberi, yeni açılan bir sahne, prömiyerlerine gideceğim günü iple çektiğim oyunlar bunlardan sadece birkaçı.

Sanat, günümüzde her türlü baskıya rağmen hiçbir zaman başını eğmeden dik duran, bize de dik durmayı, direnmeyi öğütleyen sihirli bir güç.

O nedenledir ki seyrettiğim her yeni oyunda bu sihrin etkisine kapılır, kimi zaman hüzünlenir, kimi zaman neşelenir ama en çok iyi ve aydınlık günlere karşı olan inancımı eksiltmek isteyenlere inat umut etmeye devam ederim.

Ne diyordu usta şiirinde; Sen de bir başkasına  veriyorsun daha güzel

O başkası yok mu bir yanındakine veriyor

Derken karanfil elden ele.

 

Benimde dileğim odur ki bu sezon ve daima sanatın aydınlık ateşinin etrafında toplanmaktan vazgeçmeyelim, sanat meşalelerini elden ele dolaştırarak ateşin büyümesini sağlayalım.

 

Ateş hiç sönmesin…

 

Ve

 

Her ne olursa olsun , her koşulda her şeye rağmen hep bizimle, bizle olsun sanat.

 

Alkışı bol, umudu tükenmeyen muhteşem bir sezon dileğiyle..

 

Yaşasın Tiyatro ! Yaşasın Özgür Sanat !

 

Bir Tiyatro Delisi’nden Sevgilerle!

01.10.2016

dsc02333

 

 

 

 

 

 

 

BURCU KARAKAYA

 

 

Mevsimlerin En Güzeli, En Özleneni, En Vazgeçilmezi . . .

 

Mevsimlerin en güzeli, en özleneni, en vazgeçilmezi…

Ne yaz, ne kış, ne de bahar…

İlle de tiyatro mevsimi…

***

Neden mi ?

Çünkü o gelince başımızdaki kara bulutlar yerini masmavi bir gökyüzüne bırakıyor!

Neden mi ?

Çünkü perde açan her sahnede içimizi aydınlatan eşsiz bir güneş doğuyor!

Neden mi ?

Çünkü alkışladığımız her tiyatro oyununda bir umut saklı!

Neden mi ?

Çünkü hayatın dayatmalarına karşı inatla meyve vermeye devam eden ağaçlar sadece bu mevsimde yetişiyor!

 

***

 

Kim bilir belki en çok unuttuklarımızı hatırlattığı için, belki de öteki beriki diye ayırmayıp her şeye rağmen “bir arada olmayı” öğrettiği için,  belki de ilkleri, delilikleri en bol, en heyecanlı mevsim olduğu için…

Ne yaz, ne kış, ne de bahar…

İlle de tiyatro mevsimi…

 

***

 

Bugün günlerden 1 Ekim yani mevsim başlangıcı:)

Adına tiyatro denilen ve ömür boyu alınması salık verilen yaşam vitamininizi almak için hadi atın kendinizi sahnelere!

Tabi tiyatronun yanında sinema, müzik, edebiyat gibi diğer önemli vitaminlerinizi de almayı ihmal etmeyin.

Unutmayın sanat da aşk gibi ihmale gelmez.

Gidin, görün, keşfedin, yazın, okuyun, çekin, seyredin ama asla ertelemeyin.

Ne kendinizi ne de çevrenizi sağlıklı, keyifli aydınlık bir gelecekten mahrum bırakmayın.

Alkışı bol, umudu tükenmeyen aydınlık muhteşem bir sezon dileğiyle…

Yaşasın Tiyatro ! Yaşasın Özgür Sanat !

Leyla Bir Tiyatro Delisi’nden Sevgilerle 🙂

01.10.2015 

 

2015-2016 yeni

 

 

 

 

 

 

 

 

BURCU KARAKAYA

 

 

Mevsimlerin En Güzeli “Tiyatro Mevsimi” : ) )

 

 

İşte yine en sevdiğim mevsim geldi çattı; Tiyatro mevsimi. Bu mevsim aslında amatöründen, profesyoneline, özelinden alternatifine, şehrine, devletine kadar birçok sahne, ekip, oyuncu, sanatçı için yeni başlangıçların, yeni telaşların mevsimi.

 

Geçen sezon sonunda prömiyer yapan oyunlardan tutunda yine prömiyeri ilk kez bu yıl ki İstanbul Tiyatro Festivali’nde gerçekleşen birçok oyun başta olmak üzere birçok yeni oyun seyircisiyle buluşmak için gün sayıyor.

 

Cibali Karakolu (İstanbul Şehir Tiyatrosu), Kalem (Tiyatro Artı), Kısasa Kısas (Tiyatro Pera), Dolu Düşün Boş Konuş (Oyun Atölyesi), Mikadonun Çöpleri (Gri Sahne), Sabırtaşı (Tiyatro Hâl), Kelebekler Özgürdür (Tiyatro Ak’la Kara), 11’e 11 (Emek Sahnesi), Başıbozuklar Zirvesi (Tiyatro Öteki Hayatlar) bunlardan sadece birkaçı.

 

 

Tabi aynı heyecan biz seyirciler içinde geçerli. Bizler de hem alkışlayacağımız yeni oyunları, hem de geçen sezondan beğenip bir kez daha görmek istediğimiz oyunları yeniden alkışlamak, her şeye rağmen sahnede öğrenip, sahnede umutlanmak, yeni anılar biriktirmek için sabırsızız.

 

Ayrıca son yıllarda gerek sahneleme teknikleri, gerek sahici dekorlar, gerek seyircilerin seyir halleri üzerine geliştirilen birçok çeşitlilikle birlikte her yeni sezon yeni sürprizleri de beraberinde getiriyor. Bu durumda bir yandan oyunun seyirci üzerindeki etkisini arttırırken bir yandan da oyunun bir parçası olduğunu hissetmesine ve daha çok keyif almasına neden oluyor.

 

Tiyatro aşkı gerçekten başka, bambaşka. Her sezon yineliyorum, hep yineleyeceğim. Tiyatronun sebep olduğu her şeyi çok ama çok seviyorum. Edindiğim dostlar, yüzünü görmeden yardım ettiğim, bir şekilde tiyatroya gitmesine sebep olduğum herkes bunlar benim mutluluk kaynağım. Mutlu etmeyi seviyorum. Gerek sürekli güncel tutmaya çalıştığım www.istanbultiyatrolari.com , gerek Tiyatro Sahnelerinde Ne, Nerede Ne Zaman ? facebook grubum, gerek twitter hesabım ve fırsat buldukça yazmaya çalıştığım aylık, dijital kültür sanat dergisi www.kuledibi.org ile sanata, gündeme ait ne varsa paylaşmaya bu sezonda devam edeceğimden şüpheniz olmasın.

 

Elimden geldiğince küçük büyük demeden tiyatro için kışkırttığım herkesten tek bir ricam var. Bu sezon kendinize, sevdiklerinize bir iyilik yapın. Yeni sahneler, yeni mekanlar, yeni oyunlar keşfedin. Sosyal medyayı boş kullanmak yerine biraz da nerede ne var, ne seyretmeli, okumalı, dinlemeli bunları öğrenmek için kullanın.

 

Mesela hafta sonları çocuklarınızı Pera Müzesi’ndeki, İstanbul Modern’deki etkinliklere, okuma ve yaratıcı drama atölyelerine götürün, birlikte oyun seyredin. Oyuncak Müzesi’nde zaman geçirin, imkanlarınız doğrultusunda “zaman” ayırın ve hayatı “yaşa”yın!

 

Bağzılarının ve bağzı şeylerin içinizi karartmasına izin vermeyin. Sanatın ışığı sizi nereye götürürse siz de oraya gidin!

 

Unutmayın;

 

Tiyatro sahnelerinin tek bir sahibi var o da tiyatro sanatçıları ve tiyatro sanatçısının yanında her zaman olması gereken de tek bir şey var o da seyirci.

 

Yeni sezonun bu ilk gününde tüm tiyatro delilerine, sanatçı dostlarıma muhteşem alkışlı, verimli bir sezon diliyorum.

 

Tiyatro aşkınaaaa! Tiyatro seni sevmek aşkların en güzeli…

 

 

Aşkla, sağlıcakla, en önemlisi sanatla kalın !

 

 

Bir Tiyatro Delisi’nden Sevgilerle!

 

 

01.10.2014

 

Not : 2 yıl önce yazmış olduğum bu yazımı bundan sonra her yeni sezon başlangıcında güncelleyerek tekrar yayınlamaya çalışacağım:)

 

 

 

 

 

BURCU KARAKAYA

 

 

Yeni Sezona Dair Bağzı Şeyler…

 

İşte mevsim sonbahar, kış kapıda…

Aslına bakarsanız durum hiç de öyle göründüğü gibi değil. Yani kışın kapıda falan olduğu yok.

Biz aslında aylar önce başlayan bir bahar şenliğinin içindeyiz ve görünen o ki kolay kolay da bu şenliği terk etmeyeceğiz.

Gerçi bağzı çalılar, bağzı kaktüsler, hatta bağzı devedikenleri içimizde açan gökkuşağı çiçeklerini soldurmaya, bizi nefessiz bırakmaya, bol su vererek köklerimizi çürütmeye çalışmadı değil.

İstedikleri birliğin, beraberliğin şenliğine gölge düşürmekti ama başaramadılar.

Neden mi? Bizim çiçeklerimizin kökü Gezi’ye dayanıyor da ondan…

Biz yeri geldi hareket etmeden durduk, yeri geldi el ele olduk, yeri geldi kızlı erkekli merdivenlerden aşağı rengarenk yuvarlandık, yeri geldi sis bulutlarının içine yürüdük, yine de çiçeklerimizin yok olmasına izin vermedik.

Özetlemek gerekirse, Gezi’nin kalbinde açmış bir çiçeği soldurmak mümkün değildir.

Hele ki o çiçek sanatın herhangi bir dalıyla açmışsa…

Sanıyorum bu sezon tiyatro başta olmak üzere birçok sanat dalında başlık Gezi olacak. Bunlardan bir tanesi de, hatta ilki Gezerken.

Gezerken; Gezi Parkı sürecini bize dört yazarın usta ve sahici kaleminden dökülen hikayeleriyle anlatıyor. Hikayelere can veren oyuncularda en az hikayeler kadar sahici. 8 Haziran’da Gezi Parkı’nda prömiyerini yapan oyun bugüne dek Avrupa ve Anadolu yakasındaki parkları dolaştı, sezonda da sahneleri dolaşmaya devam edecek. Sezonun ilk tavsiyesi olarak aklınızda bulunsun mutlaka:)

Prömiyeri beklenen birçok oyun, geçen sezondan beğenip tekrar izlenmeyi bekleyen oyunlar, yeni açılacak sahneler, tiyatro festivalleri, şiir dinletileri, konserler, atölyeler, filmler, kitaplar.

Ve daha da neler neler…

Hep tekrarladığım gibi sanat var olduğu sürece bizlerde bu hayattan ümidimizi kesmeyecek, sanatın ışığıyla geleceğimizi aydınlatmaya devam edeceğiz.

Başta tiyatro delileri olmak üzere, kalbi sanatla atan herkes için muhteşem bir sezon olmasını diliyorum.

Aşkla, sağlıcakla, dostlukla en önemlisi sanatla kalın !

Bir Tiyatro Delisi’nden Sevgilerle !

04.09.2013

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BURCU KARAKAYA

 

 

 

Deliye Her Gün 27 Mart Nasıl Olsa...

Hastaysam ilacım, mutsuzsam mutluluğum, dertliysem neşem, tiyatro herşeyim.Öyle bir delilik, öyle bir aşk, öyle bir sevda ki bu…Delilik böyle kendiliğinden olmuyor aslında.Buna sebep olan sahnede sizi alıp götüren hikayeler, o hikayelerin bize hatırlattıkları ve elbette ki seyrine doyum olmayan oyunculukların katkısı çok büyük:)Ayrıca eş dostla seyretmeye doyulamayan oyunların ikinci, üçüncü turları, sezon içinde heyecanla beklenen oyunları, Ekimden önce seyredilmesi gereken prömiyerleri, sezonun şakalı son oyunlarını, tiyatro festivallerini, Genç Günleri, açık hava akşamlarını, İş Sanat’ta tiyatro tadındaki şiir dinletilerini, tiyatro sayesinde kazanılan sürpriz güzel dostlukları, her sezon artarak çoğalan, sahnelere koştururken yollarda girilen gülme krizleri ve maceraları da unutmamalı:)İnanın abartmıyorum ama bir şeyi çok açıkça belirtmeliyim. Belki sahne üstünde ya da gerisinde değilim ancak iyi bir oyun seyrettikten sonra yaşadığım mutluluğun inanın tarifi yok. Yaşadığımı hissediyorum, nefes alıyorum. Ben böyle hissederken sahnedeki sanatçılar o alkışları duyduğu zaman neler hissediyor kim bilir.Her yeni oyun, her yeni açılan sahne son dönemlerde artık biz sanatseverler için çok daha önemli bir hale gelmeye başladı. Çünkü profesyonelinden, amatörüne, devletinden şehrine kadar sahnedeki her şey bizim için geleceğe umutla bakmak için bir sebep.Bilenler bilir hep derim, yine tekrarlayacağım. Ben tiyatronun sebep olduğu her şeyi çok ama çok seviyorum. Bu nedenle gönlümden geçen hep daha çok sahne, hep daha çok yeni oyun.Ve değil mi ki deliye her gün bayram bana da her gün 27 Mart nasıl olsa…Bu nedenledir ki başta sanatçı dostlarım olmak üzere tiyatro için ter döken, emek veren tüm tiyatro delilerinin “Dünya Tiyatro Günü” nü bugünden kutluyorum:)Tiyatro umut, tiyatro direniş, tiyatro yaşadığını hissetmek, tiyatro bir aşk ve tiyatro ile aşk yaşamanın keyfi bambaşka…Tiyatro, seni sevmek aşkların en güzeli…
Tiyatro aşkınaaaa!
Bir Tiyatro Delisi’nden Sevgilerle!

26.03.2013

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BURCU KARAKAYA

 

Zeybek, Bütün Dünyanın Dansı Olsa Ya!

Niye bizden olmayan, bize fazla. Aynı dünyada, aynı toprak üstünde yaşamak bu kadar mı zor. Biz değil miydik bir zamanlar ayrımlar olmadan bir arada yaşayan. Kederler, sevinçler ortak değil miydi? Ne geldiyse başımıza hep bu ikilik sevdasından gelmedi mi? Acının, ölümün, sevginin, dili, dini, milleti olur mu?

İnsan değil midir aslolan…

Neden bu kadar öfkeliyiz?

Yaşanan her savaşın geleceğimizden çaldığının farkında değil miyiz?

Gözlerimizi kör eden bu nefretin sebebi ne?

Neden bakış açımız kısıtlı, neden daha geniş, daha büyük bir pencereden bakamıyoruz etrafımıza.

Zulmün tohumunu beslemek yerine, umudun, barışın çiçeklerini yeşertsek ya…

İçimizdeki bu mübadeleye artık bir son vermemiz gerek.

Çünkü geçmişte yaşanan acıları, geleceğe taşımanın bugüne dek, bize kazandırdığı

hiçbir şey olmadı, bundan sonra da olmayacak. Nefret tohumlarını sulamaktan

vazgeçmenin, zeybeği sadece efelerin dansı olarak değil, tüm dünyanın dansı olarak

anmanın zamanı çoktan geldi de geçiyor bile..

İşte senin, benim hikayemiz değil, İzmir’in de hikayesi değil Tiyatro Pera’nın “Ah

Smyrna’m, Güzel İzmir’im” oyununda anlatılanlar…

O unuttuğumuz, bir arada sen, ben demeden “biz” olarak yaşadığımız günlerimizin

hikayesi.

Ve inanın zor değil “biz” olmak, bir arada gülmek, bir arada nefes alabilmek.

Yapmamız gereken tek şey; Güneşi gecede aramak yerine, günü birlikte karşılamak…

Eskiden olduğu gibi…

19.12.2012

Tiyatro Pera Güncel Oyun Takvimi İçin;

www.tiyatropera.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BURCU KARAKAYA

 

 

 

Bi Oyun Varmıs, Seyretmesek Olmazmıs:)

Bi Oyun Varmış;
Oyun, kadın ve erkeğin yüzyıllardır bitmeyen ve hiç bitmeyecek olan davasını anlatıyormuş.

Kim kimi daha iyi anlıyor, kim daha anlayışlı, kim daha kıskanç, kim daha çok seviyor, kim kimi daha çok düşünüyor?

Kadınlar mı daha çok takıntılı, yoksa erkekler mi çok unutkan?

Bir kadın alışveriş yapmadan, bir erkek playstation oynamadan duramaz mı ?

Erkek çok düşününce kesin aldatıyor mudur, kadın hep memnuniyetsiz midir?

Bir önceki sevgili ya da eş geçmiş, gitmiş bitmiş değil midir?

Hangi aşk adildir, aldatmak kimin hakkıdır?

Sevgi hala emek demek midir? Kalp sadece bir kere mi sever?

Sevdiğimiz ne zaman boy friend ya da girl friend oldu?

El ele tutuşan kalpler ne zaman sanal atmaya başladı?

Kim kırdı hayallerimizi, neden bu kadar mutsuz gözlerle bakıyoruz birbirimize?

Seviyor muyuz, sevdiğimizi sanıyor muyuz?

Biz büyüdük ve kirlendi mi dünya yoksa oyundaki kadın karakter Neslihan’ın dediği

gibi hep kirli miydi?

Yukarı da sıraladıklarım size de çok tanıdık geldi değil mi ?

İşte size tüm bu tanıdık gelen halleri E.S.E.K yeni sezon oyununda sürprizlerle dolu bir şekilde sahneye taşıyor.

Oyunun başrollerinde Doğa Rutkay ve oyunun aynı zamanda yazarı ve yönetmeni olan Uğur Uludağ var.

İkilinin oyun boyunca süren atışmaları, sürpriz doğaçlamaları hiç beklemediğiniz anlarda çalan şarkılarla tamanlanınca size kahkalarınızı koyvermekten başka bir çare kalmıyor. Kimi zamanda hiç beklemediğiniz bir anda geçmişe gidiyor, burkuluyorsunuz.

Uğur Uludağ’ın kaleminin farkı aslında bu. Yazdıklarında, geçmişe özlemi hiç yitirmeyen hüzünlü bir mizah var. Ama o hüzün öyle kıvamında size geçiyor ki, siz kendinizi yeniden katıla katıla gülerken buluyorsunuz. Ayrıca Doğa Rutkay’ın deli enerjisinin oyunun temposuna olan katkısının da çok büyük olduğunu belirtmekte fayda var.

Ve oyun bitiyor, salondan çıkıyorsunuz. İçinizde iyimser bir hüzün, kafanızda oyundan cümleler.

Sahi hepimizin aslında tek derdi sevdiğimizin omzuna başımızı gömüp, birlikte aynı rüyayı görmekti değil mi ?

O halde sevdiğimizin elinden tutmak için neyi bekliyoruz.

Çok geç olmadan o eli bulup, tutalım ve aynı rüyayı görene kadar da hiç bırakmayalım. Bu arada oyunun adını yazmayı unuttuğumu düşünüyor olabilirsiniz. Halbuki ben oyunun adını yazımın en başında belirtmiştim, “Bi Oyun Varmış” diye:)

E.S.E.K ‘in güncel oyun programı için; www.esekart.com

14.11.2012 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BURCU KARAKAYA

 

 

Yagmurun Durmasını Beklemeyin !

 

Hani tiyatro için hep insanı insana anlatma sanatı, yaşamın ta kendisi denir ya, bu doğru ama bana göre tiyatro, en çok unuttuklarımızı hatırlatan bir sanat. Çünkü hiçbirimiz o koltuklara sahnede seyredeceklerimizin bizi ne zaman, nerden yakalayacağını bilmeden gidip oturuyoruz. Sonrası muamma…

Önce ışıklar sönüyor, sonra perde açılıyor. O perdenin ardında sahneden yansıyanlar, kimi zaman bizi uyuklatıyor, bitse de gitsem diyoruz, azap oluyor. Kimi zaman da bitmesin, şimdi ne olacak deyip daha da bir gömüyor koltuklarımıza. Oyun bittiğinde bazen gözlerimizde hüznün iki damlası, bazen de yanaklarımızda neşenin tebessümü kalıyor.

İşte bir iki hafta önce seyretmiş olduğum İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun yeni sezon oyunlarından “Yağmur Durduğunda” oyununu seyrederken oyundaki bir replik beni tam da başta bahsettiğim gibi özlediğim, hatırladıkça da daha çok özlediğim birine ve bir arada olduğumuz zamanlarımıza götürdü.

Oyun, annesinden yıllarca babasının onları neden terk ettiğini öğrenemeyen, sonunda bu terk edişi tek başına çözmek için yola çıkan bir erkek çocuğunun hikayesiyle başlıyor, sonra bu hikayeler birbirine bağlı olaylarla ve zaman dilimleriyle sahnede yavaş yavaş canlanıyor. İlk perdede ipuçları verilen hikayelerin sürprizlerle dolu devamı ikinci perdede.

Oyunda yer alan genç oyuncular, en az ustalar kadar iyi. Kimse kimsenin önüne geçmiyor. Tabi burada yazmadan geçemeyeceğim bir oyuncu var ki o da Rüçhan Çalışkur. Kendisini her ne kadar geçen sezon Onca Yoksulluk Varken oyununda seyretmiş olsam da benim sahnede seyretmeyi sevdiğim Rüçhan Çalışkur, ona yıllar önce ilk vurulduğum yine İstanbul Devlet Tiyatrosu oyunlarından biri olan ve benim dört kez seyrettiğim Leenane’nin Güzellik Kraliçesi tarzındaki oyunlar. Ve yine bir ismi daha yazmadan geçmemem gerekiyor. Oyunun aynı zamanda çevirisini de yapan 1985 doğumlu bir oyuncu Ezgi Yentürk. Öyle iç yakan, öyle sizi içine alan bir ses tonu var ki, oyunculuğundan etkilenmemek imkansız.

Oyundaki hikayeler her ne kadar baba ve oğul ilişkileri üzerinden gitse de oyunda ebeveyn, çocuk, aile kavramları üzerine çok güzel anlatımlar ve göndermeler var. Kabul etmeliyiz ki zaman zaman anne ve babalarımıza tahammül edemiyoruz, ama aynı şeyler onlar içinde söz konusu değil mi? Oyunu seyrederken bu anlara hem çocukların, hem anne ve babaların tarafından da şahit oluyorsunuz.

Söz konusu repliğe gelince; Bu replik oyundaki karakterlerden birinin feryat şeklindeki “canım babam” repliğiydi. Bu feryadı duyunca uzun süredir “baba” kelimesini kullanmadığımı anımsadım. Kullanmıyordum çünkü beş yıldır bu sözü söyleyebileceğim kişi yani “canım babam”maalesef hayatta değil. Meğer ne çok özlemişim baba demeyi. Sadece demeyi değil elbette, o akşam sahnedeki her şey bana O’nu ne kadar özlediğimi hatırlattı aslında. Belki en çok traş olduktan sonra yanağını uzatarak benim “işte şimdi daha yakışıklı oldun” diyerek yanağından öpmemi beklemesini özledim, belki de benim için yılbaşı akşamında kalabalığa, yağmura aldırmadan sırf ben istiyorum diye İstiklal’e fotoğraf çekmeye götürmesini. Özledim işte…

Hayatta her şey bir anlık. Ertelenecek kadar ya da söylemeyi susacak kadar uzun değil hiçbir şey. Bir gün geliyor ve o kişi hayatınızda olmuyor. Özlüyorsunuz deli gibi… Yaşadığımız hayat bize hep aynı şeyi fısıldıyor, erteleme,vazgeçme ve hep umut et. Bende diyorum ki; Sevdiklerinizle bir arada olmak için o son anı yani yağmurun durmasını, güneşin açmasını beklemeyin.

Böyle bir an yok, hiçbir zamanda olmayacak. Çünkü yağmur hep yağacak, ama önemli olan özleyeceğiniz o son ana kadar, o yağmurun altında kiminle ya da kimlerle birlikte ıslandığınız.

Sevgi taneleriyle sırılsıklam olmanız dileğiyle:)

 

18.10.2012

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BURCU KARAKAYA

 

Mevsimlerin En Güzeli “Tiyatro Mevsimi”

 

İşte yine en sevdiğim mevsim geldi çattı; Tiyatro mevsimi. Bu mevsim aslında amatöründen, profesyoneline, özelinden alternatifine, şehrine, devletine kadar birçok sahne, ekip, oyuncu, sanatçı için yeni başlangıçların, yeni telaşların mevsimi.

Tabi aynı heyecan biz seyirciler içinde geçerli. Bizler de hem alkışlayacağımız yeni oyunları, hem de geçen sezondan beğenip bir kez daha görmek istediğimiz oyunları yeniden seyretmek, her şeye rağmen sahnede öğrenip, sahnede umutlanmak, yeni anılar biriktirmek için sabırsızız.

Bu sezon diğer sezonlara göre daha başka türlü geçeceğe benzer. Sanki oyuncu arkadaşlarım, usta sanatçı dostlarım daha bir başka çıkacak sahneye. Söyleyecek sözleri öyle birikti ve birikiyor ki. Artık sadece sahne de yetmeyecek onlara, bize.

Bir süredir bir araya gelerek yaptığımız gibi mekanlara sığmayıp sokaklara taşmaya, farklının, yeninin özgür sanatın ışığını takip ederek karanlıkta kalmamaya hep birlikte devam edeceğiz.

Benim inancım bu doğrultuda. Tiyatro sahnelerinin tek bir sahibi var o da tiyatro sanatçıları ve tiyatro sanatçısının yanında her zaman olması gereken de tek bir şey var o da seyirci.

Elimden geldiğince küçük büyük demeden tiyatro için kışkırttığım herkesten tek bir ricam var, bu sezon kendinize, sevdiklerinize bir iyilik yapın. Bu sezon yeni sahneler, yeni mekanlar, yeni oyunlar keşfedin. Sosyal medyayı boş kullanmak yerine biraz da nerede ne var, ne seyretmeli, okumalı, dinlemeli bunları öğrenmek için kullanın.

Mesela hafta sonları çocuklarınızı okuma atölyelerine götürün, birlikte oyun seyredin. Oyuncak Müzesi’nde zaman geçirin, imkanlarınız doğrultusunda “zaman” ayırın ve hayatı “yaşa”yın! Sanatın ışığı sizi nereye götürürse siz de oraya gidin!

Tiyatro aşkı gerçekten başka, bambaşka. Her sezon yineliyorum, hep yineleyeceğim. Tiyatronun sebep olduğu her şeyi çok ama çok seviyorum. Edindiğim dostlar, yüzünü görmeden yardım ettiğim, bir şekilde tiyatroya gitmesine sebep olduğum herkes bunlar benim mutluluk kaynağım. Mutlu etmeyi seviyorum. Gerek Facebook grubumla, gerek blog sayfamla ve Twitter hesabımda sanata, gündeme ait ne varsa paylaşmaya bu sezonda devam edeceğimden şüpheniz olmasın.

Yeni sezonun bu ilk gününde tüm tiyatro delilerine, sanatçı dostlarıma muhteşem alkışlı, verimli bir sezon diliyorum.

Aşkla, sağlıcakla, en önemlisi sanatla kalın !

Bir Tiyatro Delisi’nden Sevgilerle:)

01.10.2012